Z. Deniz Aktan

Dr. Öğr. Üyesi Z. Deniz AKTAN, Klinik Çocuk Psikoloğu
Lisans eğitimi sırasında okulunun sunduğu çift ana dal programından yararlanarak Almanca Mütercim-Tercümanlık ve Psikoloji bölümlerinde eş zamanlı öğrenim gören Aktan, lisans eğitimlerini Okan Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimi sırasında bir öğrenci değişim programında yer alarak 1 yıl süreyle Almanya’da Johannes Gutenberg University of Mainz bünyesinde eğitimini sürdüren Aktan, tercümanlık ve dil becerilerinin yanı sıra sosyal becerilerini geliştirmek için de yaz dönemlerinde Almanya’da Osnabrueck Üniversitesi bünyesinde sürdürülen üç farklı eğitim kampında yer almıştır. Psikoloji ve Almanca Mütercim-Tercümanlık bölümlerinden mezun olduktan sonra, psikoloji alanındaki uzmanlık eğitimi için İngiltere’ye giden Aktan, Cambridge Anglia Ruskin Üniversitesi’nde “Klinik Çocuk Psikolojisi” üzerine uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. Türkiye’ye döndükten sonra ise Okan Üniversitesi Çocuk Gelişimi ön lisans programında akademik kariyerindeki yolculuğuna eğitmen olarak ilk adımını atmıştır. Okan Üniversitesi’ndeki görev sürecinde Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Tıp Fakültesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü gibi birimlerde çocuk psikolojisi üzerine dersler veren Aktan, eş zamanlı olarak Ön Lisans Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanlığı ile Sosyal Bilimler Enstitüsü Çocuk Gelişimi Yüksek Lisans Program Başkanlığını yürütmüştür. Aynı dönemde İstanbul Üniversitesi Klinik Sağlık Psikolojisi Doktora Programı’nda çocuk ergen odaklı klinik uygulama ve tez çalışmalarıyla yürüttüğü doktora eğitimini tamamlamış ve 2017 yılı itibariyle Dr. Öğr. Üyesi unvanını almıştır. 2018 yılının Ağustos ayı itibariyle Işık Üniversitesi Çocuk Ergen Odaklı Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ve Doktora Programlarındaki görevine başlayan Aktan, halen aynı programdaki eğitimci görevini sürdürmekte ve öğrencilerine daha verimli ve uygulamaya yönelik yenilikçi içerikler hazırlayabilmek adına, çeşitli kliniklerde çocuk ve ergen terapisti olarak görev almaktadır. Diğer yandan akademik çalışmalarının yanı sıra kendisinin yazdığı bir kitap, editörlüğünü üstlendiği bir kitap ve bölüm yazarı olarak yer aldığı bir kitap olmak üzere üç kitap çalışması bulunmaktadır.


Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Travmatik (!) Etkisi

Literatüre göre çocukların söz hakkı sahibi olduğu, fikirlerinin alındığı ve bir birey olarak değerli olduklarının bilincinde oldukları demokratik aile yapısı, sağlıklı bir psikosoyal gelişim için en önemli ihtiyaçlardandır (Cüceloğlu, 2016; Yavuzer, 1986). Çocuğun gelişimine hem zihinsel, hem fiziksel birçok açıdan katkı sunan olumlu aile yapısı, çocuğun kendi benliği ile kurduğu ilişkiler açısından da oldukça önemli bir rol üstlenmektedir. Fakat bilinenin aksine, sağlıklı bir aile modelinde çocuğa en fazla katkı sağlayan şey sadece anne ve babadan alınan koşulsuz kabulle şekillenen sevgi bağı değildir (Jablow ve Samalin, 2020). Carr’a göre çocuğun olumlu psiko-sosyal özellikler geliştirmesinde annesi ve babasıyla kurduğu olumlu ilişkilerin yanı sıra, aile kavramı içinde duygusal bir besin kaynağı olarak değerlendirilebilecek üçüncü bir ilişki daha vardır. Adeta anne ve babası gibi üçüncü bir ebeveyn olarak algılanan bu güçlü koruyucu, anne ve baba arasındaki ilişkinin ta kendisidir (Carr, 2011).

Demokratik bir ailede büyüyen çocuk için, güçlü ilişkilerini kaybetme korkusuyla alabileceği en önemli darbelerden biridir boşanma. Kendisinin anlaşıldığı, dinlendiği ve söz hakkı sahibi olduğu bir aile yapısıyla büyüyen çocuk için, belki de söz hakkı sahibi olamadığı en önemli aile tecrübelerindendir ve tam da bunun için korkutucudur. Daha önce ailesi ve kendisiyle ilgili kararlara yönelik fikri alınan çocuk, hayatının en önemli değişimi için fikri alınmaksızın böylesine bir kararla yüzleştirildiğinde belki de en çok korktuğu ilk travmasıyla yüzleşir. Aslında böyle bir senaryoda fikrinin alınmaması belki de çocuğun bu evreye ait travmaları içinde en hafifidir, çünkü doğduğu ilk andan itibaren birlikteliğine alıştığı ve birçok duygusal ihtiyacının karşılandığı aile kavramı artık ortadan kaybolmak üzeredir. Boşanma sırasında çocuğun sahip olduğu en güçlü travmalardan bir diğeri de gelecekte yaşanacaklara dair bilinmezliklerine yöneliktir. Bu kararda söz hakkı olmayan çocuğun yok sayıldığı başka hangi kararlarla yüzleşeceği fikri gittikçe zorlaştırır hayatını. Diğer yandan hayatı göğüslerken destek aldığı iki önemli kaynaktan biri her ihtiyaç duyduğunda yanında olamayacaktır. İki yaşam kaynağı arasında bölünmek zorunda kalan çocuğun bir diğer korkulu rüyası da bu iki kaynak arasındaki dengeyi nasıl koruyacağı sorusudur.

Tüm bu sorular, ebeveynleri boşanma döneminde olan çocukların terapi odalarında kaygıyla dile getirdikleri ve zihinlerini kurcalayan önemli sorular arasında yer alır. Peki gerçekten boşanma süreci çocuğun hayalinde canlandırdığı kadar karanlık mıdır?  Boşanma çocuklar üzerinde bir travma yaratır mı? Ya da her boşanma süreci çocukta travmatik bir etki bırakır mı? Aslında daha da önemlisi boşanma sadece demokratik ailelerde büyüyen çocuklar için mi travmatiktir? Peki ya otoriter aile yapısında büyüyen çocuklar? Mesela baskıcı bir ebeveyn tutumuyla büyüyen çocuklar diğer kararlarda olduğu gibi boşanma kararında da hemen kabul edici ve boyun eğici mi olurlar?  Peki boşanma sürecinde sıklıkla karşılaşılan “ebeveyne yabancılaşma sendromu” nedir? Boşanmanın çocuk açısından koruyucu olduğu aileler var mı? Bir boşanma sürecine bağlı olarak çocuğun davranışlarında ve çeşitli psiko-sosyal özelliklerinde olumlu gelişmeler de kaydedilebilir mi? Peki boşanma sonucu çocuk ebeveynleri ve onlarla kurduğu üç önemli ilişki özelliğini kaybetmek zorunda mıdır? Anne-baba boşansa da adeta çocuğun üçüncü ebeveyni olarak koruyucu bir görev üstlenen anne-baba arasındaki ilişki çocuk açısından gücünü sürdürebilir mi?

Bu çalışmanın amacı terapi odalarına boşanmaya dair sorularıyla gelen ailelerin, hem kendilerinin hem de çocuklarının boşanmaya dair korkularına ve çeşitli bilişsel çarpıtmalarına yönelik örnekler sunarak, boşanmanın hem “travmatik” hem de “koruyucu” yüzünü aktarmak ve bu süreçte çocukların olası ihtiyaçlarına bir ışık tutmaktır.

 

 

.